02 Haziran 2009 Salı

Ekrem Kahraman Söyleşisi -II-

Ekrem Kahraman’la ’Bulunduğumuz Yer:…’ isimli sergsinden sonra hayli uzun ve keyifli bir sohbete imza atmıştık. Merakla beklenen sohbet notlarının II. bölümünde Kahraman’ın sanat ve para ilişkisi üzerine kurulu keyifli anılarını okuyacak ve ressamın meta-para ikilemine getirdiği yorum farkına tanık olacaksınız. İşte sohbete dair detaylar…


Ben bir de şunu konuşmak isterim. Mesela siz- tahminimce- gönlü zengin bir insan olduğunuz için kanvas baskıya izin vermişsiniz. Ama kimi ressamlar asla sıcak bakmıyor böyle bir uygulamaya. ‘Benim eserim biricik’ diyor. Böylece ben Ekrem Kahraman’ın eserlerini beğeniyorum ve asabiliyorum evime. 30-40 lira bir para veriyorum ve orjinali olmasa da kanvas baskısını alıyorum. Ama gün gelir orijinalini alacak gücüm olursa onu da alırım. Ressamın bu konudaki olumlu tutumu da benim hoşuma gidiyor açıkçası.




Var mı benim resimlerimden birinin dijital baskısı şimdi sen de?

>>>>>>yazının devamı için tıklayın>>>>>>>>



Çağdaş Sanat Balonu Nasıl Patladı? - Ben Lewis

Bundan 20 yıl sonrasını görebiliyorum. Tate Britain’de 21. yüzyılın ilk 10 yılının sanatına ayrılmış bir oda. Serginin ismi “Balon Milyarderlerin Sahte Ganimetleri” ve duvarda açıklamalar kısmında şöyle yazıyor. “ 21. yüzyılın ilk on yılı dünya tarihinin en büyük sanatsal değer artışını gördü. Küresel zenginliğin eşi görülmemiş yükselişi, sanat eserleri için ucuz kredi kullanabilirlilik ve bütün dünyayı saran çılgınlık elbette bunda bir rol oynadı. Ancak sanat koleksiyonerleri için spekülasyonlar, gizli anlaşmalar ve vergi imtiyazları da aynı derecede önem taşıyordu. Bu dönemin sanatı basitlik ve pahalılığı ile tanımlanır. Formların basitliğine rağmen eserler çoğunlukla altın, elmas ve platinyum gibi değerli taşlarla bezenmiş karikatür, bilboard reklamları, paket kağıtları ve mücevherlerden oluşmaktadır.”

Bir duvarda her biri tek bir renge boyanmış ve üzerlerine 20’şer adet kelebek yapıştırılmış üçlü (triptik) tuvalleri göreceğiz. Yanında bir tane de küçük galeri metinlerinden biri olacak: “Milenyum’un ilk on senesinde Damien Hirst tarafından üretilmiş yüzlerce kelebek tablosundan biridir. Kredi çılgınlığı zamanında, koleksiyonerler ve sanat tacirleri tarafından bu tasarım, yaşamın ve ölümün, doğa ve sanatın güçlü bir sembolü oldu. Taze milyarderler bu eserlerin her biri için £2 milyon ödediler. Onlar bu eserlerin potansiyel olarak sonsuz sayıda olmasından da korkmadılar çünkü o zamanlarda sanat eleştirmenleri yeniden üretim ve repetasyonların sanatta yeni değerler olduğunu tartışıyorlardı.” Asırlar sonra bu saçmalığı okuyan ziyaretçiler eserlerin etrafındaki havayı alaylı kıkırdamalar ile yankılayacak ve küçümseyerek hor görecektir.









24 Mayıs 2009 Pazar

Büyük Çağdaş Sanat Balonu - The Great Contemporary Art Bubble by Ben Lewis

Film eleştirmeni ve yönetmen Ben Lewis 2008 yılını, geçen sene Mayıs ayında tavan yapan ve Ekim ayında -tabiri caiz ise- elde patlayan Çağdaş Sanat Pazarını izleyerek, bütün dökümanlarını bir belgesel haline getirdi.

2003 - 2008 yılları dünya çağdaş (contemporary) sanatı adına tahmin edilemez yükselişin olduğu bir dönemdi. Andy Warhol, Francis Bacon, Mark Rothko’nun eserleri 30 milyon poundluk artışla rekorlar kırarken nihayet geçen sene o zamana kadar hiç görülmemiş bir kişisel müzayede ile Sothebey’s de iki günlük bir açık arttırma’da Damien Hirst’ün eserleri 111 milyon pound ile !! alıcı ?? buldu.

Sonuç: 2008 sonbaharından bu yana çağdaş sanat piyasası %50 değer kaybederken, 2009 ilk çeyreğinde nihayet balon patladı ve gerçekler de yavaş yavaş su yüzüne çıkmaya başladı.


…Ve Çağdaş Sanat’la ilgili basın’dan son haberler..



>>>>haberin devamı için tıklayın>>>>>>



20 Mayıs 2009 Çarşamba

Selahattin Yıldırım “Öteki / Ben” Resim Sergisi Röportajı (02-26 Mayıs 2009)

Selahattin Yıldırım’la Casa Dell’Arte’de açılmış olan ‘Öteki/ Ben’ isimli sergisi vesilesiyle görüştük. Mısır Apartmanı’nda sergiyi izledikten hemen sonra Yıldırım’la sergi izlenimlerimizi palyaştık. Ressam, yaptığı işi çok çalışmanın yetmediği, insanın söyleyecek sözünün de olması gerektiği bir mecra olarak tanımladı. Ve Yıldırım’a bu bakımdan katılmamak elde değil! Gerek işaret ettikleriyle, gerek duruşuyla, sohbet sırasındaki yalın ve sakin tutumu Selahattin Yıldırım’ı akıllarımızda iz bırakan ressamlardan kıldı.

Artimetre: Resimlerinizi inceledik. Selahattin Yıldırım kimdir onu da araştırdık. Sanatçı bir şeyler üretiyor, onun bir sıkıntısı, bir derdi var. Belli bir sosyo-ekonomik düzeye değil de topluma bir şeyler söylüyor değil mi?


Öyle bir yanılsama var aslında. Bütün sanatçılar toplumsal yaşamla, toplumsal meselelerle ilgili bir şeyler üretiyorlar ama sonuçta bunların tüketim yeri ya da onu tüketen insanlar bu problemlerin kaynağında olan insanlar değil. Bu belki madddi durumla, belki eğitimle ilgili bir şey olabilir ama öyle bir gerçeklik var. Ben şimdi insana ait, insana ilişkin, insanın dramına ilişkin, insanlığın yaşadığı şiddete ilişkin bir şeyler yapıyorum. Ama buna en çok maruz kalan insanlar bu işin tüketicileri değil. Böyle bir paradoks var.









Ekrem Kahraman’la Söyleşi -I-

Ekrem Kahraman’ın ‘Bulunduğumuz Yer: …’ isimli sergisini gezdikten sonra kendisiyle ARTİMETRE ekibi olarak bir araya geldik. Çukurcuma’daki atölyesinin kapılarını güleryüz ve sevecenlikle bizlere açan ressam Kahraman, bizlerle iki buçuk saat süren keyifli bir sohbete imza attı. Kendisiyle sanattan sinemaya, politikaya, dünyanın ekonomik dengelerine varan geniş bir yelpaze üzerinde pek çok şey konuştuk. Bu keyifli saatleri ARTİMETRE kanalıyla sizlere bölümler halinde sunmaya çalışacağız. Tabi yerimiz elverdiğince, dilimiz döndüğünce… Ekrem Kahrama’ın yer yer yaşamdan kesitlerle ruha, bedene büründürdüğü söyleşinin okumakta olduğunuz ilk bölümü, yavaş yavaş şekillenen sanat/resim piyasası, sanat tanıtımı ve kültürlerin sanat gelenekleri hakkında ressam Kahraman’ın yorumları ve fikirleriyle renkleniyor.
* * *

Bir adam geldi yanıma, çok etkilenmiş sergimden. Son on yılın en büyük sergisi falan gibilerden konuşuyor. Hatta ben de ‘Bravo sana’ dedim. Otomobil dergisi çıkardığını öğrendikten sonra ‘Sürrealist bir ülke bu. Otomobil dergisi çıkaran adam bu işlerden anlıyor ama sanat ortamındaki bir dergi anlamıyor. Onlar da inşallah otomobilden anlıyordur’ türünden şakalar yaptım. Laf lafı açtı. Hayli sohbet ettik. Ama bu hakikaten gerçek… Çünkü bana göre o sergi, önemli bir sergi… Bakıyorum n’oluyor diye… Bir şey olduğu yok. Oldu dediğimiz şey şu: Zaten o sergi satışı olan bir sergi değil. Geriye bir tek ne kalıyor abi? İşin sanatsal değeri kalıyor, entellektüel boyutu kalıyor. E şimdi bu da herhalde parayla olan bir şey değil.
* * *









08 Mayıs 2009 Cuma

İTÜ Taşkışla, Divriği Külliyesi Sergisi… (28 Nisan - 29 Mayıs 2009)

UNESCO’nun dünya mimari anıtları listesindeki tek Türk anıtı olan Divriği Külliyesi ile ilgili kamuoyu oluşturmak ve dikkatleri bu eşsiz yapıya çekmek için hazırlanan serginin açılışındaydık. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin tarihi Taşkışla binasında yine tarihi bir yapının anlatımı gerçekten görülmeye değer…

Çok kalabalık bir izleyici topluluğu ve yıllardır Divriği Külliyesi üzerine araştırmalar yapan Prof.Doğan Kuban’ın konuşması ile Mimar Cemal Erdem’in fotoğrafladığı sergiyi gezdik…

Aslında buna klasik anlamda bir sergiden çok bir sosyal sorumluluk projesi demek daha doğru… Zira amaç bu eşsiz yapıyı koruma altına almak ve bütün konstrüksiyonu bir müze haline dönüştürmek.



>>>>>>>>>>>>haberin devamı için tıklayın !>>>>>>>>>>>>>>



04 Mayıs 2009 Pazartesi

Casa Dell’Arte CEO’su Moiz Zilberman ile Söyleşi

Sergilerini severek izlediğimiz, galericilik anlayışını çok beğendiğimiz ve Türkiye’de sanat piyasası adına gerçekten hem çizgisi hemde duruşu ile çok büyük bir katmadeğer sağladığını düşündüğümüz Casa Dell Arte’nin CEO’su Moiz Zilberman ile görüştük. Sadece sanat konuşuruz diye düşünmüştük ancak Moiz beyin tecrübesi ve bilgisi ile Türkiye ve dünya sanat piyasası, kriz, ekonomi, ilerleyen dönemlerdeki projeler ve bu işe nasıl başladıklarına dair birçok konuda çok geniş ve bir o kadar da keyifli bir sohbet yaptık.

…. ve işte bu güzel sohbetimizi tüm Artimetre izleyicileri ve sanatseverler ile 2 bölüm halinde yazı dizisi olarak paylaşıyoruz.


Artimetre: Türkiye’de sanatın genelde üst dilde bir paylaşımla sunulması, sadece yüksek gelir gruplarının ya da belirli kesimlerin ilgi duyduğu kapalı bir alan olarak algılanması, erişilemez oluşuna dair önyargı… ama aslında sanatın herkes için ve evrensel oluşu… Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Moiz Zilberman: Türkiye’de plastik sanatlar maalesef “snobe” edildi. Snobe edildiği için, biz burada kapıdan içeri girmeye korkan çok insan görüyoruz. Kimi galeriler veya sanatçılar bundan hoşlanıyor olabilir ama sonuçta nereye varıldığına bakacak olursanız Türkiye’de gerçek anlamda toplam henüz 100 koleksiyoner bile yok. Koleksiyoner seviyesinde olmasa da sürekli resim alan da ancak 500 kişi vardır. 70 milyonluk bir ülkeden bahsediyoruz. Bu tabii Türkiye’de sanat ekonomisinin çok küçük olmasına yol açıyor ve büyük ölçüde alıcılar tarafından kontrol edilen bir piyasa haline getiriyor.





>>>>>>>yazının devamı için tıklayın ! >>>>>>>>>